konu dışı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
konu dışı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Haziran 2015 Pazartesi

IMDb Kültürü ve Film Bilgisi

IMDb'den bahsedeceğim bu yazımda. Bu yazıda, IMDb'nin kültürünün içine edenler ve filmlere, dizilere ve bilumum şeylerin ölçme ve değerlendirmesini bozanlara laflar hazırladım.

Bu insanları grupta inceleyeceğiz. Bu kişiler sadece IMDb'de bulunmaz, bazı sözlüklerde de bulunur (ek$i, uludağ vs.) Yani bu grupta ekşici ve uludağcılar var. İnciciler de olur da adamların öyle eleştirmenlik yaptığını görmedim. 

1) Filmi izleyip,300 sayfa oradan buradan yorum yazanlar.

Bu kişiler çok bulunur. Mesela, Geleceğe Dönüş'te Marty McFly'ın kahve ücretini ödeyip kahve içmemesi onların gücüne gider. Bir yorumda (mesela) şöyle belirtirler:
Marti kahve ücretini ödüyor, adam kahveyi veriyor, ama Marty kahveden bir yudum almıyor. Bu nasıl senaryo, bu nasıl kurgu? Ey, Rabırt Zemeckis nasıl senaryo bu?
İsteyen o şekil yudumlar, isteyen bu şekil yudumlar.
Marty geleceğe geri döndüğünde, geçmişte gördüğü annesi, babası onu tanımıyor, bu nasıl iş, bu nasıl kurgu, hükümet istifa! Zemeckis'e soruyorum, kurgu akışı dersinden mi kaçtın, okulu mu ektin? 
E arkadaşım, hafıza diye bir şey var, o disk temizliyor. Tabi yoksa ekinler sararırdı. (ne alaka lan)

 2) Filmi izlemeyip fragmanı izleyen, 335 sayfa gereksiz yorum yazanlar.

Bu kişiler daha çok bulunur. Adamlar, leb deyince Çorum'un rakımını şıppadanak bulurlarken, burada ise üstün yetenek ve dehalarını göstermekten kaçınmazlar. Adam der, fragmanında böyle gördüm, kesin şöyle olur yazar.


Fragmanda esas oğlan kıza yazıyor, bunlar filmin sonunda işi pişirir. 40 yıllık film eleştirmeniyim, böyle filmleri çok gördüm.

Evet..hop...van minüt! Van,van minüt! Hocam beş saniyede İstanbul Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü yaptun dur azcık. Nasıl biliyorsun o kadar hızlı, tamam 40 yıllık film eleştirmenisin, böylelerini çok gördün de bu belki farklı. Tamam, esas oğlanın kıza yazdığı 632532152420 tane film var ama bu farklı olabilir.
 3)Filmden uzaktan yakından alakası olmayıp, söylentileri yazanlar.

Bunlar da vardır. Bir keresinde gördüm, adam havaalaanında çok über kült bir dizinin senaristini bulmuş (havalara bah bah) , alttaki 1.50'den oran açıyor.


Kim Tülay'la Cücü evleniyor diye bir şey söyler ki? (Cücü neyce, Fransızca camdan yapılma uzun görüşlü webcam tabağı mı)
Alttaki de:


 Tülay'la Cücü evlenir oranı 1.50.
Hmm... bu dalgasına olabilir fakat hım ham hom düşüneyim. 

4)10 oyuna abananlar

En nefret ettiğim türdür. Adam der ki: "Bu oyuncu oynuyor, haydi onun filmine 10 verelim." Adam izlemiş fakat verme sebebi farklı. Sırf destek olmak için. Ben anlamıyorum arkadaş. Boynumda fular da yok ama neyse.


5)Sırf sevdiği oyuncu uğruna filmi göklere çıkartanlar

Mesela X Y diye bir adam, 82'nin Dramı diye bir filmde oynuyor. 82'nin Dramı çok ama çok kötü. Bazı yalakalar, X Y olduğu için sırf: "Off, über film valla süper ötesi, dramatik kurgusal efektler muhteşem, izlerken ağzım Bolu Tüneli oldu. 

Bunlara söyleyeceğim tek söz şu.

14 Haziran 2015 Pazar

Güvensizlik Ortamı

Bundan 50 sene önce, Rabırt adında biri, parka gidiyordu. Parkta çocuklar oynuyordu. Çocukların ellerinde uzaktan kumandalar vardı. Birbirlerine ikram ediyorlar, şakalaşıyorlardı. Rabırt'ın küçük kızı Ketrin, babasının elini çekiştirerek: "Baba bunları bana niye almıyorsun, bizde niye yok?" dedi. (Devlet Bahçelimeyşın) Rabırt'ın içine bir boğa oturdu. Rabırt, kızına ne verdiğini ve ne vereceğini bilmiyordu hala. Zira, Ketrin'in annesi yoktu. Babası, evli değildi. Yani Ketrin, gayrimeşru bir çocuktu. Ketrin, bunu bilmese de babası çok üzülüyordu. Her gün bu acıyla uyanıyordu.

Bu öyküde, "önce"yi "sonra" ile değiştirin. Uzaktan kumandayı başka bir cisimle değiştirin. (saçma oldu da bu)

Evet,ne çıkacağını tahmin edebiliyorum.

Eğer yanılmıyorsam bu...
Bu bizim, sizin geleceğiniz.
Sizin geleceğiniz olma yolunda hızla ilerliyor.
Diyeceksiniz ki: "Efenim herkesin hayatı kendine, herkes istediğini yapar" E bu olabilir. 
Ama işin ucu öyle değil. Ülke, kaosa sürükleniyor. Kimse birbirine güvenemiyor. Evlilikler kısa sürüyor. Hiç 60 yıllık evlilik duydunuz mu? Ben pek duymadım. 

Ana konumuz bu değil. 

Millet birbirine güvenemiyor. Herkes birbirini dolandırmaya, ayağını kaydırmaya çalışıyor.

Bu linkte 20 sayfa, artan boşanma sebepleri yazıyor. 



A kişisi, bir merkezi sınav için arkadaşını satar mı? Satar, artık normal.

A kişisi, bir kız için en iyi arkadaşını gözünü kırpmadan vurur mu? Vurur, artık normal.

A kişisi, daha fazla ₺ elde etmek için diğerlerinin hakkını yer mi? Yer, artık normal.

A kişisi, belediye başkanı olmak için seçim günü dolu pusula al boş pusula ver yapar mı?
Yapar, artık normal.

A kişisi, kendinden daha üstte olan bir şeye aldırmayıp kendi çıkarlarını gözetir mi? Gözetir, artık normal.

"YETER ULAN! NE BİÇİM BİR YER OLDU BURASI?" demek hakkınız olur bunu duyunca.
Biz neleri gördük sayın Volgograd lordları, neler.  

Not kayırmacılığıyla birinci olan var.
Kaynanası 15 yaşında olan adam var. (azgın teke olan kayınpeder pedofili çıktı)
Aralık ayında birileri işi pişiyodurısfsops. Birinin ismi... İsimler aklımda, söylersem sınırsız ban yerim.
Bu ülkede, ülkenin kurucusunun heykeli ayaklar altına alındı. 

Bunlar normal mi? Gerçekten, normal mi? 50 yıl önce olsaydı, 4 tane F-16 hepsine Enola Gay atardı yemin ederim. Artık bu olaylar artıyor, ve üzgünüm, işimiz zor. Artık, dönülmez bir noktadayız. Nesiller güncellendikçe, işimiz zorlaşacak. 

XXI. yüzyılın %14,5'i bitti, %75,5'i kaldı. Bu yüzyılı değerlendirdik, değerlendirdik. Yoksa... XXII. yüzyıl, karanlığın, çöküşün ve yokoluşun yüzyılı olacak.

Karamsarlığımdan dolayı özür dilerim.

Rabırt gibi pişman olmak istemiyorsanız, şimdi harekete geçin.

Ölçüt-ül Ala

Farz edelim, bir kitap yayınlarsınız, 1000 sayfalık. Türkiye'de bu çok aşırı bir şey gibi görünür. Ama Patagonya'da buna "1000 sayfa mı, peh, komşunun oğlu 5000 sayfa yazdı." derler. 

Yine farz edelim, bir televizyon üretirsiniz 290 ekran. Bu A ülkesinde "biz 654 ekrana küçük diyoruz, bu ne ki?" diye tepki toplarken, B ülkesinde "O kadar nasıl yapmış?" dedirtir.

Mesela, bir sınavda 500 üzerinden 376 aldınız. Bu, A ülkesinde ortalama bir puan, B ülkesinde rezil bir puan çünkü herkeş ful çekti. C'de ise kral olursunuz çünkü en yüksek puan sizindir.

Yani, anlatmak istediğim şu:

Uluslararası ölçüt (modern) olduğu gibi ulusal-bölgesel (geleneksel) ölçüt vardır.
Herkesin ak dediğine siz kara mı diyorsunuz, işte burada ulusal ölçüt gizlidir. Biri onlara özgürlük savaşçısı derken siz onlara yalancı, işgalci derseniz bu ulusal ölçüttür.

Bu güzel.



Fakat, bu ölçütler bazı insanları köreltiyor ve bazılarını yok ediyor.

Mesela, Oxford mezunu Türkiye'de işsiz kalabilir. Bu normaldir. Adam iş başvurusu yapmaz ise kalır.

Fakat, başvuru reddedildi. Sebebi ise "deneyimi yok, burnunu beğenmedim, yüzüm kamaştı" vs vs vs.

İşte, burada üçüncü ölçüt devreye giriyor. Kişisel ölçüt. Hani birilerine güzel, birilerine yağuşuğlu dersiniz ya, işte o.

Mesela; Abuzittin, Ahmet'e göre işe yaramazın teki iken Ayşe'ye göre çok zeki bir adamdır.

Mesela;Sami Bey, Mehmet'e göre muhtar bile olamaz iken Selin'e göre BM genel sekreteri olacak adamdır. Benim için değeri bilinmeyen cevher.

Olur mu, olur bayım. Olur bunlar. Biz nelerini gorduk bu insanların.


Neyse, konuya geliyorum. Bir dakika, evet geldim.

Ölçütler, (sınavlar, kaplar ıvır zıvır) hayatımızı belli düzene sokar. Bakın hayatımızı belirler demiyorum. Belli bir şekil verir. "Sonov hoyotomozo bolorloyor" demek, tek amacın sınav olduğunu söylemekten başka bir şey değildir. 
-Hedefin ne? 
-Sınavdan ful çekmek. 
-Sonra?
-Eee... 
Şekil 1A



Fakat sevgili Volgograd lordları, iş bu kadar kolay değil. Sınavdan ister ful doğru yap, istersen ful yanlış (bu daha mümkün) bu sizin ne bilip bilmediğinizi ölçer. İşte bu kadar. 


Neyse, ölçüt mü diyorduk, ha şu zalım ölçütler.

Bir ölçüt vardır ki, hayatınızı belirler. Buna herkes tabi tutulacaktır. Herkes ama herkes. 7 milyar (şu anda olsa) buna tabi olacak. Bildiniz mi? Evet, doğru!

Ahiret soruları. 

Dine girmek istemem, fakat ölçüt-ü ala budur.

Okuduğunuz için teşekkürlerimi sunar, sıhhat ve afiyet dilerim.






































30 Aralık 2014 Salı

Yıl Biterken

Yılın bitmesine 48 saatten az bir süre kaldı. Noel Baba (?),geyikler, çam ağacı gibi nesneleri görmeye başladım. Herkes yeni yılda daha iyi şeylerin olmasını istiyor. E haklılar. Çünkü bu yılda felaketler oldu. 2013'ten 2014'e geçerken biri "2013 berbat bir yıldı, inşallah 2014 çok güzel olur." demekteydi. 

Şimdi de "yıl bitiyor, yeni bir yıla giriyoruz." diyerek heyecanlanan insanlar var. Ama bu heyecan giderek azalıyor. Çünkü insanlar bu kısır döngüden sıkılmış durumda. "Yeni bir yıla gir, iyi şeylerin olmasını dile, başına bin bir felaket gelsin, yılın son gününde iyi şeylerin olmasını dile" bu böyle gider. İnsanlar, döngünün kendilerine zarar verdiklerinin farkına vardıklarını yeni yeni anlıyor. Bu yeni bir şey değil, en az 20 senedir var bu döngü.

İnsanlar bu döngünün olmaması için bir şey uydurmuşlar ve ona inanıyorlar: "Yıla nasıl girersen öyle geçer" Ben bir keresinde, yılbaşında konfeti patlatmıştım. Şimdi konfeti patlatmakta mıyım? Hayır. Sonraki sene balkona çıktım. Çok acayip fantezilerim var.

Ben buna inanmıyorum çünkü böyle bir şey olsaydı şimdiki halimden çok uzakta bir yerdeydim. Yılbaşında Oxford'un kapısında beklesem Oxford'da mı okuyacağım? Bunlar bana çok saçma geliyor. Bunlar dayanaksız inanışlar.